Geçtiğimiz gün ilginç bir telefon görüşmesi yaptım.
Aradığım kişi, Kıbrıs Türk siyaseti ve toplum bilimleri üzerine yıllardır düşünen, yazan bir abimiz. Ama kendisini açıkça ateist olarak tanımlayan bir büyüğümüz.
Ramazan etkinlikleri üzerine yazdığı bir yazıyı okuyunca direk kendisini aradım.
“Abi,” dedim,
“Sen ateistim diyorsun. Neden dini bir konuda yazı yazdın ki?”
Biraz sustu. Sonra sakin bir sesle tebessümle kendine has tarzıyla konuşmaya başladı.
“KKTC’de son zamanlarda dini çalışma yaptığını söyleyen bazı STK’lar var. Bunların bir çoğunun İslam ile ilgili olduğunu düşünmüyorum.
Eğer gerçekten İslami çalışma yapacaklarsa yapsınlar. Ama yaptıkları şey İslam’da yoksa, onu İslam etiketiyle sunmak doğru değil… ”
Sonra konu doğal olarak içinde bulunduğumuz Ramazan’a geldi.
“Dinimizde yetimler, garipler ve ihtiyaç sahipleri için kurulan iftar sofraları vardı.
Ama bugün bakıyorum, bazı iftar programları şov ve kimlik kazanma sahnesine dönüşmüş.”
Biraz durdu. Sonra gülerek devam etti:
“Bir misafir daha gelince çorbaya bir tabak daha şu ekle Ya Aişe diyen bir peygamberin ümmeti, bugün beş yıldızlı otellerde verilen protokol yemeklerine iftar diyor.”
Sonra sahneyi tarif etti:
Altın kaplama tabaklar.
Kristal avizeler.
Dev salonlar.
Üç ayrı kamera.
Beş ayrı basın fotoğrafçısı.
Ve sofradan sofraya dolaşıp selfie çeken hep aynı insanlar!
Bazı iftar sofralarına bakınca insanın aklına şu geliyor:
Ramazan’da oruç açılmıyor, sanki bir şeyin açılışı yapılıyor.
Ramazan ayında bazı sofralarda dua ve ibadetten çok fotoğraf çekiliyor.
İnsan bazen merak ediyor:
Oruç mu açılıyor, yoksa başka bir şey mi?
Yani bir iftarda siyasi liderler niye konuşma yapar mesela?
İlginçtir;
sofralar büyüdükçe samimiyet küçülüyor, davetlilerin sayısı arttıkça fakirlerin sayısı azalıyor .
Sonra ateist abimiz şu cümleyi kurdu:
“Açıkcası ben dindar biri olsam bu yapılanlar karşısında dinime zarar veriliyor diye mahkemeye baş vurur idim.
Veya da en basidi ben ateistim ama yine de bunun samimi olmadığını görebiliyorum ve saf ve temiz müslüman arkadaşlar adına rahatsız oluyorum.
Ramazan, tarih boyunca Müslüman toplumlarda gösterinin değil paylaşmanın ayı olmuştur.
İftar sofraları zenginliği sergilemek için değil, yokluğu paylaşmak için kurulmuştur.
Sohbetimizin sonlarına doğru ateist abimiz sözlerini biraz daha kişisel bir yerden tamamladı.
“Biz çok dindar bir aile değildik. Ama İngiliz döneminden beri Rum komşuluğunda yaşamış Kıbrıslı Türk bir aileyiz.”
“Hayatımız boyunca ne böyle bir ibadet şekli gördük ne de böyle bir yardımlaşma şekli. Ne de böyle bir İslam şekli.”
Kıbrıs Türk toplumunda din çoğu zaman sessiz yaşanırdı.
Komşuluk vardı.
Paylaşma vardı.
Mahremiyet vardı.
“Hatta bizde ibadet olan, taziye olan evin kapısında buhur yakılırdı ki sessiz geçin dini faliyet var mahremiyet var” diye..
İftar sofraları evlerde kurulurdu.
Kapıya gelen aç geri çevrilmezdi.
Sonra şöyle dedi:
“Bazılarının yaptığı bu manasız şeyler kime hizmet eder bilmem. Ama hem toplumun ciddi tepkisini alıyor hem de gerçek ibadet yapan insanların ibadetlerini gölgede bırakıyor. Benden söylemesi.”
Ve gülerek şunu ekledi:
“Peygamberimizin sofrasına bir tabak daha eklenirdi… bugün bazı sofralara bir kamera daha ekleniyor.”
Yani açıkçası beni bir müslüman olarak yönlendirdiği öz eleştiri duyguları:
Belki de bize düşen en önemli görev, Ramazan’ı sadece takvimde bir tarih olarak değil, yüreğimizde bir sınav olarak görmek olmalıdır.
Açlık bedenimizi sınarken, samimiyet ve içtenlik ruhumuzu sınar.
Sofralar ne kadar gösterişli olursa olsun, gerçek iftar sofralarının ölçüsü paylaşımdır, cömertliktir ve ihtiyacı gören bir bakışta gizlidir.
Bugün bizden beklenen, altın kaplardan ve kristal avizelerden ziyade, kalplerimizi açmak; başkalarının eksikliğine duyarsız kalmamak; ve ibadeti kendi içimizde, gösterişten uzak yaşatmaktır.
Ramazan, büyük sofralarda değil, küçük ama samimi yüreklerde vardır.
Sonuç olarak Müslüman bir din adamı olarak beni en çok düşündüren cümleyi da en sona bıraktı sanırım:
“Ramazan’ın en büyük imtihanı açlık değildir; samimiyetin gösterişe yenilmemesidir”.
Teşekkürler değerli abimize..
Ne mutlu ders çıkartabilen dostlarımıza..
Bir Ateistin Ramazan Vaazı yazısı ilk önce Kıbrıs Hakikat üzerinde ortaya çıktı.

